21 Kasım 2020 Cumartesi
HÜSEYİN TOPAK’IN “CANIM ANAM” TÜRKÜSÜ, MÜZİKSEVERLERLE BULUŞTU
Alanlardan güçlü mesaj: “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”
DUYGULARIMIZIN HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ
Yazık Çok Yazık !.....
Fidel Castro’ya sorarlar.
CHP Milletvekilleri ve Belediye Başkanlarını Sarsan Yolsuzluk İddiası: Mahkeme Süreci Başlıyor
Müzik öğretmeni ve sanatçı Hüseyin Topak’ın kaybettiği annesine ithaf ettiği söz ve bestesi kendisine ait olan “Canım Anam” adlı türkü, 14 Kasım itibarıyla tüm dijital platformlarda yayınlandı. Kısa sürede dinleyicilerin beğenisini topladı. Yayınlandığı andan itibaren dinleyen herkesin kalbine dokunan “Canım Anam”, sosyal medyada kullanıcıların paylaşımlarıyla adeta duygu seli yarattı.
Şarkının klibi, sanatçının annesiyle olan gerçek fotoğrafları ve anılarından yola çıkılarak, yapay zeka ile oluşturulan özel sahnelerle kurgulandı. Duygu yüklü klip, izleyicilerin yüreğine dokundu.
Söz ve müziği Hüseyin Topak’a ait olan eser, güçlü bir müzikal altyapıyla hazırlandı. Aranje ve düzenlemesini Türkiye’nin en deneyimli isimlerinden biri olan Kenan Özer yaptı.
Hüseyin Topak, Kenan Özer ile çalışmanın kendisi için büyük gurur olduğunu belirterek, usta aranjörün müzikal vizyonu ve titizliğinin eseri teknik açıdan da çok daha güçlü kıldığını vurguladı.
Sanatçı, eserin aranje ve düzenlemesini üstlenen, sektörün önde gelen aranjörlerinden biri olan Kenan Özer ile çalışmanın esere bambaşka bir boyut kazandırdığını vurguladı. Kenan Özer’in deneyimi, müzikal vizyonu ve titiz çalışması sayesinde eser sadece duygusal yönüyle değil, teknik altyapısıyla da çok daha güçlü bir hale geldi. Hüseyin Topak, “Profesyonel bir isimle aynı projede yer almak benim için büyük bir gurur” ifadesini kullandı.
“Canım Anam”, yayınlandıktan sonra sosyal medyada hızla yayıldı. Eseri dinleyen ve kendisinden bir parça bulan birçok kişiden büyük ilgi gördü.
Müzik öğretmenliği kariyerinin yanı sıra, çok yönlü müzisyen kimliğiyle dikkat çeken Topak, “Canım Anam” sonrasında yeni eserler yayınlamaya devam edeceğini açıkladı.
Hüseyin Topak, 1988 yılında Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde doğdu. Müzik eğitimine ve sanat kariyerine erken yaşlarda başlayan Topak, eğitim hayatını başarıyla tamamladı.
ERKAN ÇAKILLI-İZMİR
Emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çekmek amacıyla Karabağlar Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen basın açıklamasında, emekliler bir kez daha alanlarda ve sokaklarda olduklarını haykırdı.
“Gasp edilen haklarımızı geri almak için buradayız” sloganıyla gerçekleştirilen buluşmada, emekliler insanca yaşam talebiyle bir araya geldi.

Başkan Kınay’dan emeklilere destek
Karabağlar Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla gerçekleştirilen basın açıklamasına Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay da katılarak emeklilere destek verdi.
Başkan Kınay, emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısının görmezden gelinemeyeceğini vurgulayarak, sosyal adalet ve eşit yaşam hakkının herkes için temel bir hak olduğunu ifade etti.
“Emeklilik yoksulluk değil, onurlu yaşam demektir”
Basın açıklamasında konuşan Karabağlar Demokrasi Platformu Başkanı Süleyman Tümer, emeklilerin yıllarca alın teri dökerek ülkeye hizmet ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yıllarca emeğiyle, alın teriyle bu ülkeyi ayakta tutan emekliler bugün geçinemiyor.
Emeklilik yoksulluk değil, onurlu ve insanca yaşam demektir.
Bu nedenle haklarımızı alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Devrimci Emekli-Sen’den ortak mücadele çağrısı
Basın açıklamasında DİSK Devrimci Emekli-Sen Karabağlar Şube Başkanı Şengül Yanar ise emeklilerin yaşadığı ekonomik çıkmazın her geçen gün derinleştiğini belirterek örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti.
Yanar, emeklilerin taleplerinin lütuf değil, yılların emeğinin karşılığı olduğunu vurguladı.
Alanlardan güçlü mesaj: “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”
Basın açıklamasına çok sayıda yurttaşın da katıldığı, “İnsanca yaşam istiyoruz”, “Sadaka değil hakkımızı istiyoruz” ve “Yaşasın örgütlü mücadelemiz” sloganları atıldı.
Karabağlar’da yükselen emekli sesi, dayanışma ve ortak mücadele çağrısıyla son buldu.
ERKAN ÇAKILLI-LEFKOŞE
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) siyaset sahnesinin deneyimli isimlerinden Serdar Denktaş’ın kurucusu olduğu Toplumsal Adalet ve Mücadele (TAM) Partisi, 25 Ocak 2026 Pazar günü Birinci Olağan Büyük Kongresi’ni gerçekleştirecek.
Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Salonu’nda saat 10.00’da yapılacak kongrede, partinin örgütlenme sürecinin tamamlanması, yeni yönetim organlarının belirlenmesi ve parti tüzüğü ile programının kesinleştirilmesi bekleniyor.
Denktaş’tan medya temsilcileriyle temas
Kongre süreci kapsamında TAM Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, duayen gazeteci, Haberin Sonu TV’nin kurucusu Abit Taşçılar ile bir araya geldi.
Gerçekleşen görüşmede, KKTC’nin siyasal geleceği, 2026 seçim süreci, toplumsal adalet vurgusu ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin önemi ele alındı. Buluşmanın, parti–medya ilişkileri açısından karşılıklı fikir alışverişi niteliği taşıdığı belirtildi.
“Aydınlık yarınlar için mücadele” vurgusu
Serdar Denktaş, kongreye ilişkin yaptığı değerlendirmede, yola inanç ve kararlılıkla çıktıklarını ifade ederek, “Bu yol alışılmış olanın değil, doğru olanın yoludur. Aydınlık yarınlar için mücadele ediyoruz” dedi.
TAM Parti’nin siyasi vizyonunun, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın öğretileri ile Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda şekillendiği vurgulandı.
2026 seçimleri hedefleniyor.
Denktaş, 2026 yılını seçim yılı olarak değerlendirdiklerini belirterek, ilk genel seçimde Meclis’te güçlü bir şekilde yer almayı hedeflediklerini kaydetti.
Parti yönetimi, kongrenin ardından sahadaki çalışmaların hız kazanacağını ve ülke genelinde örgütlenmenin daha da güçlendirileceğini bildirdi.
Kongreye ilişkin detaylı bilgilere TAM Parti’nin resmi sosyal medya hesaplarından ulaşılabileceği bildirildi.
31 Ocak 1990 akşamı evinin önünde iki kahpe kurşunla katledilen Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy'un, 3 yıl sonra da 24 Ocak 1993 sabahı otomobiline konulan bomba ile alçakça paramparça edilen Kalpaksız Kuvvacımız Uğur Mumcu'nun yaşamdan koparılmaları, batı emperyalizminin ülkemizi güdümünde tutma amaçlı 90’lı yıllar seri aydın cinayetlerini başlatan kanlı eylemleridir.
Amerikancı 12 Mart 1971 faşizminin demokrasiyi rafa kaldırıp özgürlükçü 1961 Anayasasını budamasıyla girilen Kemalist Cumhuriyet’ten kopma yolculuğu, ABD başkanı Carter’in “Our boys”u Kenan Evren Cuntası’nın 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle sürmüş, antidemokratik 1982 Anayasası ve darbe hukuku ile sosyal yaşam, toplumsal örgütlenme, basın özgürlüğü, üniversite özerkliği ve kültür-sanat ortamı baskı altına alınarak bugünlerin zemini oluşturulmuş, süreçte ülkemiz önce neoliberal soygun düzenine,
ardından da 2000'li yılların emperyal destekli Siyasal İslam çıkmazına mahkum edilmiştir. Bu nedenle her yıl 24- 31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası'nda bir yandan aziz şehitlerimizi anıyor, bir yandan bu emperyal tuzakların perde arkasını, nedenlerini ve sonuçlarını irdeliyor, bir yandan da yeni tuzaklara düşmemek için ders çıkarmaya çalışıyoruz.
Prof. Dr. Muammer Aksoy, kendisi gibi Cumhuriyetin kuruluş ayarlarından ve Atatürk’ün akıl ve bilim yolundan uzaklaştırılmasının yarattığı tehlikenin farkında olan 49 Cumhuriyet Aydını ile birlikte 19 Mayıs 1989 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdu. Derneğimizin, kuruluş bildirgesiyle ortaya koyduğu yol haritası ve çalışmaları emperyal güçleri öyle ürküttü ki, çareyi Muammer Aksoy’u susturmakta buldular. Bu
menfur cinayet toplumumuzu ne kadar derinden üzdüyse; 300 yıldır bölgemiz ülkelerini sömüren çok uluslu petrol şirketlerini, özgür bireyden ve uluslaşma bilincinden korkan Laik Cumhuriyet düşmanı Karşı Devrimcileri, emek, kadın ve öğretmen başta olmak üzere toplumsal örgütlülüğü çıkarlarına aykırı gören neoliberal “serbest piyasa” baronlarını,özerk üniversite karşıtlarını ve “Yeni Osmanlıcılık” hayali ile yemlenen kifayetsiz muhterisleri de o kadar sevindirdi.
Kurucu üyemiz Doç. Dr. Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter cinayetlerinin ardından Mumcu’nun da öldürülmesi toplumda büyük infial yarattı, yüz binler Ankara’ya aktı. Yetkililer bu suikastın mutlaka çözüleceği sözünü verdilerse de duvardaki o tuğla bir türlü çekil(e)medi. Çekil(e)medi çünkü; Uğur Mumcu da hocası Muammer Aksoy gibi Aramco’dan PKK’ya pek çok hain çarka çomak sokmuş, emperyalistlerle dinci ve bölücü uşaklarını ziyadesiyle huzursuz etmişti. Sonuç olarak, o hain tuğla o menhus duvarı ayakta tutmaya devam ediyor hâlâ. Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu yürekli Kemalist Devrimciler, kararlı Laik Cumhuriyetçiler, sözlerine güvenilen saygın toplum önderleri ve gerçek aydınlar oldukları için yok edildiler. Bu nedenle yapılması gereken, sadece katlediliş yıl dönümlerinde kırmızı
karanfiller ve nutuklarla anmak değil, uğruna can verdikleri düşüncelerini, değerlerini, hedeflerini savunmak ve kitleselleşmelerini sağlamak, Uğur Mumcu’nun “Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil. diyen sesine kulak vermektir.
Emperyal tertipler bunlarla bitmedi bilindiği gibi. Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Eşref Bitlis’i, Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı, üyemiz Necip Hablemitoğlu’nu, Diyarbakır Emniyet Müdürümüz Ali Gaffar Okkan’ı da katleden aynı karanlık odaklar eş zamanlı olarak, CIA marifetiyle örgütledikleri F Tipi Cemaat (artık FETÖ deniyor) yapılanmasını güçlendirip yaygınlaştırdılar. Hareketin başına getirdikleri, milyarlarca dolar kaynağa ulaşmasını ve dünyanın dört bir yanında okullar
açmasını kolaylaştırdıkları İzmir Kestane Pazarı’nın sümüklü vaizini “Dinler arası diyalog” palavrasıyla Papayla bile görüştürerek parlattılar, adeta siyasi kıble konumuna getirdiler. İktidar tarafından da yıllarca desteklenip devlette kadrolaşmasına olanak sağlanan ve ne istediyse verilen bu “Muhterem Hoca Efendi Hizmet Hareketi” nin nelere neden olduğu ise herhalde herkesin malumudur. Hal bu iken, yine emperyalizm işbirlikçisi diğer tarikat ve cemaatlerle iş tutulduğu da, Irak’tan Libya ve Suriye’ye bölgemizde yaşananlar bağlamında ülkemizin içine düşürüldüğü durum da ortadadır. Sözün özü; Batı emperyalizmi 100 yıllık Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni din devletine dönüştürerek parçalama hedefine bu kez BOP ile yürüyor ve artık niyetini ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın ağzından açık açık dillendirmekten de çekinmiyor.
Öyleyse her yurttaşımız, Atatürk’ün 20 Ekim 1927 tarihinde 6 gündür okumakta olduğu Nutuk’un son sayfasındaki “Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” sözlerini ve devamında “Ey Türk İstikbalinin Evladı, İşte bu ahval ve şerait için de dahi vazifen Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!” diyerek verdiği görevi daima aklında tutmak zorundadır.
Türk Ulusu, değişmez önderinin bu kutsal emanetine mutlaka sahip çıkacak, verdiği görevi her ahval ve şeraitte yapacak, katledilen evlatlarının hesabını da soracak, tüm emperyal tuzakları da bozacak ve Cumhuriyetini ilelebet payidar kılacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma azim ve kararımızla başta Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu olmak üzere bütün devrim şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde tazimle eğiliyoruz.
Saygılarımızla.
İSA KAYADAN
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
ADANA ŞUBESİ
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.