Sobe Demeyi Unuttuk, Ama Hâlâ Saklanıyoruz
Sobe demeyi unuttuk.
Sobe demeyi unuttuk.
Artık kimse “Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe!” diye bağırmıyor sokaklarda. Lambalar erken yanıyor, çocuklar erken eve çağrılıyor, oyunlar tablete taşındı. Ama saklanma ihtiyacı bitmedi. Sadece yer değiştirdi: Artık kapılarımızı değil, kendimizi saklıyoruz.
O eski sokaklarda mendil sırtımızda dönerken, ensemizde hissettiğimiz nefes korkuturdu bizi.Ama o korku masumdu. Şimdi ensemizde hissettiğimiz şey fatura, kredi kartı ekstresi, yarın ne olacak endişesi.
Mendil yerine telefonumuz dönüp duruyor elimizde, bildirimler ensemize konuyor. Ebe hâlâ aynı: hayat.Yağ satarım, bal satarım tekerlemesiyle başlayan oyunlar, şimdi “indirim var, taksit var” diye başlıyor. Ustamız öldü, biz hâlâ satıyoruz kendimizi. Saatlik mutluluklara, geçici beğenilere, sahte gülümsemelere. Çocukken kapı aralığından uzatılan ekmek dilimiyle doyardık. Üstüne sürülen margarin, peynir kırıntısı, salça lekesi… O lezzet hâlâ damağımda. Şimdi organik, glutensiz, laktozsuz seçenekler var raflarda; ama hiçbirinin tadı o kapı aralığındaki ekmeğin yerini tutmuyor. Annelerimizin elleri… Sabun kokusu, soğan kokusu, kahır kokusu. Çamaşır asarken dalgın, pazardan dönerken yorgun, üstümüzü örterken yapayalnız.
Ama hâlâ saklanıyoruz.
Kimden mi?
Kendimizden.
O sokakta mendil peşinde koşan çocuktan.
O çocuk hâlâ içimizde bir yerlerde, “Beni bul” diye fısıldıyor.
Ama biz duymazdan geliyoruz.
Çünkü bulunmak artık korkutuyor.
Yine de, bazen bir sokak lambasının altında durup gözlerimi kapattığımda duyuyorum sanki: “Önüm arkam sağım solum sobe…”
Ve içimden gülümsüyorum.
Çünkü hâlâ ebe benim.
Ama bu sefer saklanmıyorum.
Çünkü saklanacak yer kalmadı.
Biz çocuktuk bir zamanlar.
Hayallerle yokluklara yama yapardık.
Şimdi yamalar sökülüyor.
Ama iğne iplik hâlâ elimizde.
Belki yeniden dikeriz.
https://haberinsonu.com/davranislar-yalan-soylemez-gercek-hislerin-sessiz-dili/