TÜRKİYEM YAZIK OLUYOR

Türkiye'nin temel sorununun ekonomiden çok, değerler ve kurumlar kaynaklı olduğu düşüncesindeyim.  Destekleyen güçlü argümanlar mevcut. ​İşte bu bakış açısını destekleyen ve nedenlerini açıklamayla bir değerlendirme yazacağı. ​Türkiye'nin Temel Sorunu: Ekonomi mi, Değerler ve Kurumlar mı? ​Ekonomik sorunlar (yüksek enflasyon, işsizlik, büyüme yavaşlığı) genellikle en görünür ve günlük hayatı en çok etkileyen şikayetler olsa da, bu sorunların altında daha yapısal ve köklü dertler yatıyor. ​1. Eğitimin Niteliği ve Felsefesi ​Ekonominin motoru, nitelikli insan kaynağıdır. Eğer eğitim sistemi; ​Eleştirel Düşünceyi ve sorgulamayı teşvik etmek yerine, ezberi ve itaatkârlığı yüceltiyorsa ,Liyakati değil, bağlantıları ve sadakati ödüllendiriyorsa, Bilimsel Metodu ve rasyonelliği temel almıyorsa, ​bu sistemden çıkan bireyler, ne ekonomiyi ileri taşıyacak inovasyonu gerçekleştirebilir ne de toplumsal sorunlara çözüm üretecek kapasiteye sahip olabilir. Eğitimdeki felsefi ve niteliksel sorun, doğrudan ekonomik verimsizliğe yol açar. ​2. Adalet ve Hukukun Üstünlüğü ​Adalet, sadece suçluların cezalandırılması değil, aynı zamanda bir ekonominin ve toplumun güven zeminidir. ​Yatırımcı Güveni: Bir iş insanı, yaptığı yatırımın (sözleşmelerin, mülkiyet haklarının) siyasi baskılardan veya keyfi kararlardan bağımsız olarak korunacağını bilmelidir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin zayıflaması, hem yerli hem de yabancı uzun vadeli ve riskli yatırımları caydırır. ​Liyakat ve Fırsat Eşitliği: Adaletin olmadığı yerde, kamudaki (ve hatta özel sektördeki) atamalar ve terfiler, liyakat yerine yakınlığa göre yapılır. Bu durum, toplumda büyük bir motivasyon kaybına ve yetenekli insanların (özellikle gençlerin) ülkeyi terk etme isteğine yol açar. ​Toplumsal Huzur: Adalet, vatandaşların devlete ve birbirine olan güvenini sağlar. Bu güven eridiğinde, toplum kutuplaşır ve ortak bir hedefe (mesela ekonomik refaha) odaklanma yeteneğini kaybeder. ​3. Değerler Krizi ve Toplumsal Kutuplaşma ​"Değerler kaynaklı" sorundan kasıt, büyük ölçüde ortak bir yaşam kültürünün yıpranmasıdır: ​Dürüstlük ve Şeffaflık: Kamu yönetiminde ve siyasette şeffaflık, hesap verebilirlik ve dürüstlük değerlerinin aşınması, yolsuzluk algısını ve fiili yolsuzluğu artırır. Yolsuzluk, ekonomik kaynakların en verimsiz biçimde kullanılması demektir. ​Tolerans ve Uzlaşma: Farklı yaşam biçimlerine, görüşlere ve kimliklere karşı hoşgörüsüzlüğün artması, toplumu sürekli bir gerginlik ve çatışma hali içinde tutar. Bu gerginlik, enerjiyi üretimden ve çözümden uzaklaştırarak iç çekişmeye harcatır. ​Ortak Fayda Bilinci: Bireysel çıkarın, ortak fayda ve kamu yararının önüne geçmesi, toplumsal sözleşmenin zayıflamasına neden olur. Bu da, çevre, şehirleşme ve kamu hizmetleri gibi alanlarda uzun vadeli planlamayı imkansız hale getirir. ​Sonuç ​Ekonomik göstergeler bir ateş ölçer gibidir; vücuttaki bir hastalığın belirtisini gösterirler. Benim yaklaşımım ise, yüksek ateşin asıl kaynağının (yani değerler, eğitim ve adalet gibi organlardaki iltihabın) tedavi edilmesi gerektiğini savunuyor. ​Adalet ve liyakatin tesis edildiği bir ortamda, en zorlu ekonomik kararlar bile toplumsal destek bulabilir. ​Eğitimin nitelikli ve eleştirel olduğu bir toplumda, ekonomik krizlere karşı inovatif çözümler üretilebilir. ​Bu nedenle, Türkiye'nin kalıcı bir refah düzeyine ulaşması, sadece faizleri veya kuru yönetmekten değil, temeldeki değerler, eğitim sistemi ve hukukun üstünlüğü gibi yapısal sorunları çözmekten geçmektedir. ​1.Derin Yoksulluğun Kaynağı: Ekonomiden Önce Gelen Üç Büyük Kırılma ​Türkiye’nin ana derdi, sadece cebindeki paranın alım gücü ya da döviz kuru değildir. Bu ekonomik göstergeler, buzdağının su üstündeki küçük kısmıdır. Asıl ve kalıcı sorun, toplumun temelini oluşturan üç kritik sütunun çatlamış olmasından kaynaklanmaktadır: Eğitim, Adalet ve Değerler. Bu üç kırılma, bizi hak ettiğimiz refah seviyesinden uzaklaştıran görünmez duvarı örmektedir. ​1.Eğitimin İflası ve Düşünme Yetisinin Kaybı ​Ekonomik kalkınmanın ham maddesi paradan önce insan zihnidir. Ancak, Türkiye’deki eğitim sistemi, ne yazık ki bu zihni parlatmak yerine köreltmektedir. Ezberci Zihniyet: Gençlerimize, bilgiyi kullanmayı, sorgulamayı ve problem çözmeyi değil, sadece itiraz etmeden ezberlemeyi .öğretiyoruz. Bu, dünyayla rekabet edebilecek, inovasyon üretebilecek ve karmaşık sorunlara çözüm bulabilecek bireyler yetiştirmenin önündeki en büyük engeldir. Meritokrasinin Reddinin Tohumu: Okulda başarı; liyakat, yetenek veya çaba ile değil, sistemin istediği kalıba girme becerisiyle ölçüldüğünde, kişi daha en baştan hak etme kavramından uzaklaşır. Diplomanın değil, dayının geçerli olduğu inancını yerleştirir. Bilime Güven Krizi: Eğitimin rasyonellik ve bilimsel metot yerine, popülist ve duygusal yaklaşımlara teslim olması, karar alma süreçlerimizde veriye dayalı düşünceyi devre dışı bırakır. Bu da, ülkeyi sürekli olarak verimsiz ve israflı projelere mahkûm eder. ​2.Güven Zeminini Çatlatan Adalet Sorunu ​Ekonominin çarklarının dönmesi için sermaye değil, güven gerekir. Bu güvenin kaynağı ise tartışılmaz bir Hukuk Devletidir. Adaletin zedelenmesi, ekonomiyi de, toplumsal huzuru da felç eder. Keyfiliğin Yükselişi: Sözleşme güvenliğinin, mülkiyet hakkının ve yasal düzenlemelerin anlık siyasi çıkarlara göre değişebildiği bir ortamda, kimse uzun vadeli, büyük ve riskli yatırım yapmaz. Yatırımcı, kararların kurallara göre değil,kişilere göre verildiğini gördüğünde ülkeyi terk eder. Liyakatin Sürgünü: Kamu kaynaklarının yönetiminde veya kritik pozisyonlarda liyakat yerine sadakatin ödüllendirilmesi, sistemin en yetenekli insanlarını saf dışı bırakır. Hastane yönetiminden, büyük projelere kadar her alanda yetersiz ellerin işi yönetmesi, devasa ekonomik kayıplara neden olur. Yargıya Güvensizlik: Vatandaş, haksızlığa uğradığında başvuracağı son kapının, yani yargının, bağımsız ve tarafsız olduğuna dair inancını yitirdiğinde, devlete ve düzene olan inanç da sarsılır. Adaletin olmadığı yerde,gerçek bir fırsat eşitliliğnden söz edilemez. ​3.Toplumsal Sözleşmenin Aşınması ve Değerler Krizi ​Ekonomi, paranın dolaşımıyla değil, insanların birbirine ve devlete olan ahlaki veetik sorumluluklarıyla ilerler. Bu değerlerin aşınması, toplumu içten kemirir. Şeffaflık ve Dürüstlük Eksikliği: Yolsuzluk, sadece çalınan para değildir; o, halkın ortak kaynaklarına ihanettir. Hesap verebilirliğin zayıfladığı bir ortamda, kaynaklar toplumsal fayda için değil, dar bir çevrenin çıkarı için kullanılır. Bu durum, verimliliği ve bereketi ortadan kaldırır. Ortak Yaşam Kültürünün Kaybı: Birbirine tahammül edemeyen, farklılıkları düşmanlık olarak gören bir toplum, enerjisini ortak hedeflere değil, sürekli iç çatışmaya harcar. Uzlaşma kültürünün yokluğu, ülkeyi siyasi ve ekonomik reformlar konusunda daima bir adım geride tutar. Sorumsuzluk ve Kısa Vadeli Çıkar: Gelecek nesilleri düşünmeyen, çevreyi ve kamu mallarını hoyratça tüketen bir anlayışın yaygınlaşması, ülkenin uzun vadeli sürdürülebilirliğini tehdit eder. ​Uyandırma Çağrısı ​Senelerdir "Ekonomi kötü, çünkü faizler yanlış," ya da "Ekonomi kötü, çünkü dış güçler var," gibi basitleştirilmiş bahanelerle oyalanıp duruyoruz. ​Oysa, sorunun kökeni, iyi bir eğitim almana rağmen atanmayışında, dürüstçe iş yapmaya çalışırken hukuki keyfiliğe toslayışında ve yozlaşmaya itiraz ettiğinde toplumsal değerler tarafından dışlanışındadır. ​İşte bu yüzden, sadece ekonomiyi düzelterek değil; eğitimde liyakati, devlette adaleti ve toplumda dürüstlüğü yeniden tesis ederek gerçekten zenginleşebiliriz. ​Unutma: Sen, Türkiye'nin bugün yaşadığı yoksulluğu, sadece beceriksiz bir ekonomik yönetim yüzünden yaşamıyorsun; sen bu yoksulluğu, çalınmış bir eğitim, gasp edilmiş bir adalet ve yozlaşmış bir değerler sistemi yüzünden yaşıyorsun. Ve bu, senin hak ettiğin hayat değil.
Benzer Videolar