Merhum Liderlerin Mirası: Siyasette Nezaket ve Ortak Değerler
Türk Siyasetinde Birlik ve Asalet: Geçmişin Liderlerinden Bugüne Mesajlar
Özlenen Siyaset, Özlenen Asalet
Bugün siyaset meydanlarında söylenen sözlere bakınca, geçmişe duyduğumuz özlem biraz daha artıyor. Kutuplaştırıcı dil, sert hakaretler ve toplumu ayrıştıran söylemler… Oysa Türkiye, öyle bir dönem yaşadı ki; birbirine en zıt görüşleri savunan liderler bile aynı sofrada oturabiliyor, gerektiğinde devlet için el sıkışabiliyordu.
Merhum Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş…
Siyasi tarihin en çetin rekabetlerini onlar yaşadı. Kimi zaman koalisyonlar kurdular, kimi zaman kuramadılar. Milletvekili transferleriyle dengeleri değiştirdiler. Ama hiçbir zaman birbirlerini küçültmediler, hakaret etmediler.
Bugün siyasetin en çok ihtiyaç duyduğu şey işte tam da bu: nezaket ve asalet.
Atatürk Üzerinden Ayrışmadılar
O yıllarda siyasi liderler, hangi ideolojik çizgiden gelirse gelsin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkmayı bir görev bildiler. Atatürk’ü tartışma konusu yapmadılar, aksine ortak payda haline getirdiler. Çünkü biliyorlardı ki, bu topraklarda bizi ayakta tutan şey ortak değerlerimizdir.
Mitinglerde Nezaket ve Mizah
Bugünün siyasetine bakınca, mitinglerde yükselen öfke yerine geçmişin mizahi, espirili, halkı gülümseten sloganlarını hatırlamamak elde değil. Merhum Necmettin Erbakan’ın hafızalara kazınan o meşhur sözü hâlâ akıllardadır:
“Kadayfın altı kızarmadı!”
Bir espriyle koca bir siyasi tabloyu anlatabilmek… İşte siyasetin halkla kurduğu gerçek bağ tam da buydu. Demirel’in nüktedan sözleri, Ecevit’in halkçı tavrı, Türkeş’in kararlı duruşu… Farklıydılar, rakiptiler ama aynı zamanda bir bütünün parçalarıydılar.
Sağ–Sol Çatışmalarına Rağmen Birlik
Evet, o dönemlerin sağ–sol kavgaları, çatışmaları oldu. Türkiye büyük acılar yaşadı. Ama liderler, bütün farklılıklarına rağmen “ülke” söz konusu olduğunda bir araya gelebildiler. Ayrıştırmadılar, bölen değil, birleştiren oldular.
Bugüne Mesaj
Şimdi dönüp baktığımızda, onların duruşunda özlediğimiz bir şey var: devlet adamlığı.
Siyaseti kişisel çıkar için değil, milletin geleceği için yapabilmek… Rakibini düşman değil, ülkenin diğer yarısı olarak görebilmek…
Bugün siyasetçilerimize düşen en önemli görev, geçmişin bu nezaketini, bu seviyesini yeniden yaşatabilmektir. Çünkü siyaset kavgayla değil, millete umut, güven ve birlik vermekle anlamlıdır.