Kıbrıs, Sicilya ve Sardinya adalarından sonra, Akdeniz’de yer alan üçüncü büyük adadır.

Kıbrıs, Sicilya ve Sardinya adalarından sonra, Akdeniz’de yer alan üçüncü büyük adadır.

Gazimağusa’nın kuzey doğusunda kalan Enkomi kalıntıları bu çağda gelişen ticaretin merkez şehirlerinden biri olma özelliği göstermektedir.

ABONE OL
16 Ocak 2026 23:42
Kıbrıs, Sicilya ve Sardinya adalarından sonra, Akdeniz’de yer alan üçüncü büyük adadır.
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kıbrıs, Sicilya ve Sardinya adalarından sonra, Akdeniz’de yer alan üçüncü büyük adadır. Kypros adı, tarihte ilk defa İyonyalı araştırmacı Homeros tarafından kullanılmıştır. Etimolojik olarak Kıbrıs adının, Latince’de Kıbrıs metali ya da Kıbrıs bakırı anlamına gelen aes Cyprium kelimesinden geldiği düşünülmektedir.

Kıbrıs kentlerinin tarihleri çok eski dönemlere dek gider. Yer sarsıntıları ya da istilalarla yıkılan, yakılan ve geriye sadece izleri kalan Salamis, Curium, Amathus, Lapithos gibi kentlerin yanı sıra varlıklarını bazen parlak günler yaşayarak bazen da önemini yitirerek sürdüren kentler de vardır.

Kıbrıs’a insanların yerleşiminin M.Ö. 10000 yıllarını bulduğu tahmin edilmektedir. Adanın güneyinde yapılan arkeolojik kazılar neticesinde ilk insan yerleşimcilerinin M.Ö. 9000 yıllarında bazı yapılar bıraktıkları görülmüş ve Cilalı Taş Devri döneminde buralara yerleştikleri anlaşılmıştır.

M.Ö. 3000 yıllarında adada bulunan bakır madeninin insanlar tarafından işlenmesi ve alet yapımında kullanılmasıyla birlikte Mısır, Suriye, Filistin ve Mezopotamya halkları adaya gelmiş ve ticari yaşamda faal duruma geçmiştir. Bu dönemin yerleşim izleri Lapta’da görülmüş ve Pigades Tapınağı, Tumba Tu Skuru Mezarları, Karmi Tunç Çağı Mezarlığı, Enkomi Tapınağı bu devrin en önemli yapıtlarından birkaçıdır.

Ayrıca Gazimağusa’nın kuzey doğusunda kalan Enkomi kalıntıları bu çağda gelişen ticaretin merkez şehirlerinden biri olma özelliği göstermektedir.

Gazimağusa Kent Tarihi

Gazimağusa Kent Tarihi

Günümüzde Akdeniz’in en güçlü limanlarından birini bünyesinde barındıran Gazimağusa’nın esas gelişimi Lüzinyanlar devrine rastlar. Kent, Lüzinyanlar Döneminde (1192-1489 adanın Lefkoşa’dan sonra ikinci kenti durumuna yükselmiştir.
Kiliseler, manastırlar kenti Mağusa’da büyük kazanç ve lüks düşkünlüğü ahlak kurallarının umursanmadığı bir yaşamı da getirmiş ve bu hal Kutsal Toprakları (Filistin’i) ziyarete giderken kente uğrayan kimi dindar Avrupalılarca yadırganmış, hatta bir defasında İsveçli bir azize tarafından kent lanetlenerek çok kısa sürede mahvolacağı kehanetinde bulunulmuştu. St. Bridget adlı bu kadının kehaneti kısa sürede gerçekleşecekti; tabii siyasi ve ekonomik nedenlerle. 1372 yılındaki Ceneviz üstünlüğü ile sonuçlanan Venedik- Ceneviz arasındaki savaşta bu bölgenin 1469 yılına kadar Ceneviz Kanunları ile yönetilmesi kabul edildi. Bu dönemden başlamak üzere Venedik döneminin sonuna kadar Mağusa başşehir olmuştu. Ceneviz döneminde, şehir tamamen bir askeri bölge olarak kullanılmış ve bu da kentin kozmopolit tüccar sınıfının ve canlı ticaretin sonu olmuştu.

Aynı yıllarda Batı Avrupa’nın Doğu ile direk ilişkiler içine girmesini sağlayacak deniz yollarını bulması Kıbrıs’ı bu alanda bir kenara itecekti. Böylece küçük – büyük meydanlar etrafına kurulan katedral kiliseleri ve bunlara açılan sokakları ile Lüzinyan kimliğini taşıyan şehir, gelişimini ve zamanını durdurmuş ve bir sessizliğe bürünmüştü.

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

SON DAKİKA HABERLERİ

300x250r
300x250r