Sobe Demeyi Unuttuk, Ama Hâlâ Saklanıyoruz

Sobe Demeyi Unuttuk, Ama Hâlâ Saklanıyoruz

Sobe demeyi unuttuk.

ABONE OL
17 Ocak 2026 06:47
Sobe Demeyi Unuttuk, Ama Hâlâ Saklanıyoruz
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Sobe demeyi unuttuk.

Artık kimse “Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe!” diye bağırmıyor sokaklarda. Lambalar erken yanıyor, çocuklar erken eve çağrılıyor, oyunlar tablete taşındı. Ama saklanma ihtiyacı bitmedi. Sadece yer değiştirdi: Artık kapılarımızı değil, kendimizi saklıyoruz.
O eski sokaklarda mendil sırtımızda dönerken, ensemizde hissettiğimiz nefes korkuturdu bizi.Ama o korku masumdu. Şimdi ensemizde hissettiğimiz şey fatura, kredi kartı ekstresi, yarın ne olacak endişesi.
Mendil yerine telefonumuz dönüp duruyor elimizde, bildirimler ensemize konuyor. Ebe hâlâ aynı: hayat.Yağ satarım, bal satarım tekerlemesiyle başlayan oyunlar, şimdi “indirim var, taksit var” diye başlıyor. Ustamız öldü, biz hâlâ satıyoruz kendimizi. Saatlik mutluluklara, geçici beğenilere, sahte gülümsemelere. Çocukken kapı aralığından uzatılan ekmek dilimiyle doyardık. Üstüne sürülen margarin, peynir kırıntısı, salça lekesi… O lezzet hâlâ damağımda. Şimdi organik, glutensiz, laktozsuz seçenekler var raflarda; ama hiçbirinin tadı o kapı aralığındaki ekmeğin yerini tutmuyor. Annelerimizin elleri… Sabun kokusu, soğan kokusu, kahır kokusu. Çamaşır asarken dalgın, pazardan dönerken yorgun, üstümüzü örterken yapayalnız.
Sobe Demeyi Unuttuk, Ama Hâlâ Saklanıyoruz Sobe demeyi unuttuk.li görsel oluşturalım

Sobe Demeyi Unuttuk, Ama Hâlâ Saklanıyoruz

O eller şimdi torunlara uzanıyor belki, ama aynı yorgunluk var hâlâ. Çünkü yokluk biçim değiştirdi sadece. Eskiden para yoktu, şimdi zaman yok. Eskiden elektrik kesilirdi, şimdi umut kesiliyor bazen.Arnavut kaldırımlı sokaklar asfalt oldu. İpler kalktı, çamaşırlar balkonlarda kuruyor. Simitçi hâlâ bağırıyor ama sesi trafiğe karışıyor. Tatlıcı artık online sipariş alıyor. Bakkaldaki teneke bisküvi kutusu müzelik oldu; yerine market poşetleri dolusu paketli mutluluklar.

Uçurtmalar tellere takılmıyor artık, çünkü uçurtma uçurmuyoruz. Balonlar patlamıyor, çünkü şişirmiyoruz. Top komşu bahçesine kaçmıyor, çünkü bahçe kalmadı. Misketler, topaçlar, gazoz kapakları…

Hepsi bir kutuda, tozlu raflarda bekliyor. Belki bir gün torunlar bulur da “Bu ne?” diye sorar.Kış geceleri kar çamur olurdu, ayakkabılar su çeker, çoraplar üşürdü. Ama eve girince soba yanardı, tarhana çorbası fokurdardı, anne “Aç mısınız?” derdi. O soru hâlâ kulaklarımda. Şimdi “Yemek yedin mi?” diye mesaj atıyoruz birbirimize.
Cevap “Evet” oluyor genelde, ama yalan. Çünkü doymak başka şey, yemek başka. Büyüdük. Sobe demiyoruz artık.

Ama hâlâ saklanıyoruz.
Kimden mi?
Kendimizden.
O sokakta mendil peşinde koşan çocuktan.
O çocuk hâlâ içimizde bir yerlerde, “Beni bul” diye fısıldıyor.
Ama biz duymazdan geliyoruz.

Çünkü bulunmak artık korkutuyor.

Yine de, bazen bir sokak lambasının altında durup gözlerimi kapattığımda duyuyorum sanki: “Önüm arkam sağım solum sobe…”

Ve içimden gülümsüyorum.

Çünkü hâlâ ebe benim.
Ama bu sefer saklanmıyorum.

Çünkü saklanacak yer kalmadı.

Biz çocuktuk bir zamanlar.

Hayallerle yokluklara yama yapardık.
Şimdi yamalar sökülüyor.
Ama iğne iplik hâlâ elimizde.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

SON DAKİKA HABERLERİ

300x250r
300x250r