Slogan belli: “Gerekirse soğan ekmek yeriz, Reis’i yedirmeyiz!” Peki, o soğanı bile alırken kırk kere düşünen emeklinin sofrasından çalınanlar nereye gidiyor? Bir yanda ejder meyveli smoothie yudumlayan, lüks araç konvoylarıyla gezen “mutlu bir azınlık”; diğer yanda bayat ekmek kuyruğunda bekleyen milyonlar. Bu bir sadakat testi değil, bu bir illüzyon. Kendi çocuğunun geleceği kararmışken, başkasının şatafatını savunmak vatanseverlik değil, celladına aşık olmaktır.
Genç bir çocuk işsizlikten, umutsuzluktan bahsederken karşısına dikilip “Çıkar telefonunu!” diyen amcalarım… O telefon bir lüks değil, bu çağın kalemidir, kağıdıdır. Avrupa’daki yaşıtın bir haftalık harçlığıyla o telefonu alırken, senin gencin 1 yıl borç ödüyorsa burada bir terslik yok mu? “İş var ama çalışmıyorlar” yalanına sığınanlar, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı, emeğin sömürüldüğü bu düzeni alkışlayarak aslında kendi çocuklarının ve torunlarının mezarını kazıyorlar.
“Avrupa’da hayat yok, Türkiye cennet!” diyen gurbetçi dostlarımıza bir sorumuz var: Madem orası cehennem, neden o “cehennemin” eurosu ile gelip burada krallar gibi yaşıyorsunuz? Emekli maaşınla Almanya’da markete girdiğinde sepeti doldururken, türkiyede pazarın akşam dağılmasını bekleyen vatandaşına bakıp “sabredin” demek vicdanın neresine sığar? Kıskanılan biz değiliz; kıskanılan, bizim paramızın pul olmasıyla ucuza kapatılan topraklarımız ve tatil yerlerimizdir.
Yirmi küsur yıldır ülkeyi yönetenlerin her hatasını, her ekonomik enkazını “CHP gelse daha mı iyi olacaktı?” diyerek meşrulaştıranlar… Bu, sorumluluktan kaçmaktır. İktidarın görevi mazeret üretmek değil, çözüm bulmaktır. Muhalefeti eleştirmek kolaydır ama mutfaktaki yangının sorumlusu, o mutfağın anahtarını elinde tutandır. Suçu başkasına atarak karnınız doymuyor, sadece vicdanınızı geçici olarak susturuyorsunuz.
Vakıf arazileri satıldı, şeker fabrikaları gitti, derelerimiz kurutuldu, limanlar elden çıktı. Milli servetler bittiğinde, topraklar sermaye eliyle sessizce işgal edildiğinde başınızı yastıktan kaldıracaksınız ama o zaman evinizde yastık bile kalmamış olacak. 20 milyonun şatafatı, 65 milyonun sefaleti üzerine kurulu bu düzen elbet sarsılacak.
Biz yazdık, biz söyledik, biz uyardık. Kiminiz “duyarlı” olup omuz verdiniz, kiminiz “futbol takımı tutar gibi” parti tutup kulak tıkadınız. Ama tarih şunu yazar: Gerçekler acıdır ve güneş balçıkla sıvanmaz.
Sabah oldu ey halkım… Günaydın! Ama bu uyanış, bir bayram sabahına değil, bir enkaz sabahına uyanmak gibi olacak.
1
Bamya ve Bamya Tohumunun Şaşırtıcı Faydaları
6334 kez okundu
2
CHP’li Orhan Sümer: Bu Maaş Emekçi Katliamıdır!
6018 kez okundu
3
Limon Otu: Faydaları Nelerdir, Nasıl Kullanılır?
5570 kez okundu
4
Adana’da Yer Yerinden Oynayacak: 2. Dadaloğlu Aşıklar Bayramı Geliyor!
4950 kez okundu
5
Türkiye genelinde yankı bulmasını dilediğim bir hizmettir.
4715 kez okundu