Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 2 Temmuz 2024 tarihinde kabul edilen ve kamuoyunda “Katliam Yasası” olarak adlandırılan 7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu değişikliği, büyük bir toplumsal tepkiye neden oldu. Bu değişiklik, yalnızca hayvanların yaşam hakkını ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda toplumsal adalet, etik değerler ve hayvan hakları açısından da ciddi sakıncalar içermektedir.

Yasa değişikliğinin ardından Türkiye’nin dört bir yanından gelen hayvan katliamı haberleri gündemi sarsmaktadır. Altındağ, Ümraniye, Gebze gibi şehirlerde yaşanan vakalar, bu değişikliğin sahadaki etkilerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kanunun sunduğu muğlak ve esnek ifadeler, bazı yerel yönetimler ve bireyler tarafından hayvanlara yönelik kötü muameleyi meşrulaştıran bir zemine dönüşmüştür.
Asıl amacı hayvanları korumak olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, yapılan değişiklikle birlikte hayvanları artık yasa öznesi olmaktan çıkarmış; yerine insan ve çevre sağlığı önceliği konmuştur. Özellikle, Kanun’un 1/1 maddesine eklenen “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” ifadesi, yasa amacını bulanıklaştırmaktadır. Bu, yaşam karşısında türlerin eşitliği ilkesine aykırıdır.
7527 sayılı yasa değişikliğinin 5. maddesi, Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 12. maddesine atıf yaparak, sokak hayvanlarının “sayısının azaltılması” amacıyla öldürülmesine olanak tanıyabilecek bir kapı aralamaktadır. Bu, hayvanların yaşam hakkına ve uluslararası hayvan hakları normlarına açıkça aykırıdır.
Yasanın 14. maddesi, belediyelere 2028 yılına kadar hayvan bakımevleri kurma yükümlülüğü getirmektedir. Ancak 16. madde ile bu yükümlülüğün yürürlüğe girmesi aynı tarihte başlatılmıştır. Mevcut durumda yüzlerce belediyenin hâlâ bakımevi bulunmamaktadır ve bu süreçte sokaktan toplanan hayvanların akıbeti konusunda ciddi bir belirsizlik söz konusudur. Ayrıca, sahiplenilmeyen hayvanların ne olacağına dair herhangi bir net düzenleme bulunmamaktadır.

Bu durum, 5199 sayılı Kanun’un 4. maddesindeki ilkeler – özellikle a), h), k) bentlerinde belirtilen etik, bilimsel ve insani yaklaşımlar – ile doğrudan çelişmektedir.
Uzman veteriner hekimler ve hayvan hakları savunucuları, kısırlaştırma-aşılama-yerinde yaşatma modelinin sokak hayvanları popülasyonunu kontrol altına almak için en etkili, insani ve sürdürülebilir yöntem olduğunu vurgulamaktadır. Buna karşın yeni yasa, bu bilimsel yöntemi göz ardı etmekte ve sokak hayvanlarının toplu şekilde toplanmasını veya öldürülmesini kolaylaştırmaktadır.
Anayasa’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Sokak hayvanlarının ani şekilde mahallelerden toplanması, toplumla bu hayvanlar arasında kurulan sosyal bağları koparmakta, ruhsal dengeyi bozmakta ve toplumsal travmaya yol açmaktadır.
Bu nedenlerle:

TC Anayasa Mahkemesi’nin, yaşam hakkını ve toplumsal adaleti koruyacak bir karar alacağına inanıyoruz. 7527 sayılı yasa değişikliği, yalnızca hayvanları değil, tüm toplumun etik değerlerini ve gelecek nesillerin çevre bilincini tehdit etmektedir.
Bu yasa ulusal ve uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekmiştir. İptal edilmesi, sadece hayvan hakları savunucularına değil, tüm yurttaşlara moral ve umut verecektir.
1
Yıldırım; “Yeşil vatanımıza sahip çıkıyoruz”
11343 kez okundu
2
“Günebakan Olmayı Bırakın, Adana’nın Bakanı Olun!”
8851 kez okundu
3
Çukurova Belediyesi Hayvan Barınağı’nda 5 Kadın Çalışan Patili Dostların Umudu Oldu
4956 kez okundu
4
Adana Demirspor’un Efsane Kaptanı Tombik Ahmet Anılıyor
4830 kez okundu
5
Türk Hristiyan Birliği Kiliseleri Tapu Destekli Kefalet Senediyle Yeni Finans Dönemi Başlattı
4738 kez okundu