Bunların hesap edilmesi lazım. Her zaman söylediğimiz gibi biz Yeniden Refah Partisi olarak bu iktidar gitsin de ne olursa olsun anlayışıyla siyaset yapmıyoruz. Yani bu iktidar gitsin de yerine ne gelirse gelsin anlayışı hastalıklı bir anlayıştır. Bizim derdimiz bu milletin derdine derman olunsun. Eğer bu dermanı mevcut iktidar yapacaksa onlar da yapsın. İllâ gelip bizim yapmamız da şart değil. Yeter ki bu dermana yol açılsın, sağlansın. Dediğim gibi bu gibi şeylerin imâ edilmesi söylenmesi işte 'olmasın böyle, sonu böyle olmasın' şeklinde bile olması, bunun ifade edilmesi hatırlatılması uygun değil hoş değil.

DR. FATİH ERBAKAN: ASIL SORULMASI GEREKEN 128 MİLYAR DEĞİL 1,2 TRİLYON -DOLARDIR

Yeniden Refah Genel Başkanı Fatih Erbakan 128 milyar dolar tartışmalarına ilişkin, “İktidara sorulması gereken asıl sorunun 128 milyar dolar değil, 19 senenin faturası olan tam 1,2 trilyon dolardır’ dedi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, partisinin genel merkezinde düzenlenen haftalık olağan basın toplantısında gündemi değerlendirdi.

‘Aslında döviz rezervimiz hiçbir zaman 128 milyar dolar olmadı’

Erbakan kamuoyunu meşgul eden 128 milyar dolar döviz rezervine ilişkin iktidar kanadından gelen birbirinden farklı ve çelişkili çok sayıda açıklamanın konunun daha da ilgi uyandırmasına neden olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Merkez Bankası’nda duruyor, bir yere gittiği yok” demişti, en son olarak dün de farklı bir açıklama yaparak ‘128 milyar doları salgın tedbirleri ve piyasalarda dış güçlerin istikrarı bozma operasyonlarına karşı kullandık’ dedi. Aslında neredeyse son 10 senedir Merkez Bankası’nda hiçbir zaman 128 milyar dolar döviz rezervi olmadı. IMF kriterlerine göre Merkez Bankası’nda 2020 yılı başında “net 41 milyar dolar” döviz rezervi vardı, 2020 yılında ‘dövizi düşürelim’ diye “27 milyar dolar satış” gerçekleştirildi ve net rezerv 14 milyar Dolar’a düştü. Şimdi sorulması gereken soru, 2020 yılında yapılan bu yaklaşık 27 milyar dolarlık döviz satışında; bu döviz kime, kimlere satıldı? Bu döviz satışları hangi kur seviyesinden yapıldı? Satışlar ucuz kur seviyesinden yapıldıysa oluşan kamu zararı ne kadar? Satış talimatını kim verdi? “

‘Asıl sorulması gereken 128 milyar değil 1,2 trilyon dolardır’

‘İktidara sorulması gereken asıl sorunun 128 milyar dolar değil, 19 senenin faturası olan tam 1,2 trilyon dolardır’ diyen Erbakan sözlerine şöyle açıklık getirdi; “530 milyar dolar kamunun faiz ödemesi, 70 milyar dolar devlet varlıklarının satılmasıyla özelleştirme geliri, 200 milyar dolar ilave kamu borcu, 400 milyar dolar Yap-İşlet-Devret projelerinin fazladan maliyeti, 29 senede müteahhit firmalara ödenecek meblağ olan 480 milyar dolar, yaptırılan iş 80 milyar dolar. 240 milyon Euro’ya yaptırılan 40 milyon Euro’luk Zafer Havalimanı, 6,5 milyar TL’ye yaptırılan 486 milyon TL’lik Artvin Yusufeli Barajı, maliyetinin 10 katına yaptırılan köprüler bunun içinde. Tüm bu kalemlerin toplamı tam tamına 1,2 Trilyon Dolar yapıyor. Bu 1,2 trilyon doların, Türkiye’nin 83 milyonun parasıdır ve maalesef heba olmuştur.” dedi.

Her eve bir ‘aile psikoloğu’ önerisi

Ülkemizde uzun zamandır devam eden terör olayları, ekonomik problemler, toplumsal çöküşe yol açan CEDAW Sözleşmesi, İstanbul Sözleşmesi, 6284 Sayılı Kanun’u ve nihayet Pandemi halkımız ve toplumumuz üzerinde maddi ve manevi anlamda yıkıcı sonuçlar doğurduğunu ifade eden Erbakan, toplumumuzun psikolojisi, sosyal yapısı ciddi şekilde hasar gördüğünü belirterek tıpkı Batı’da olduğu gibi her eve bir ‘aile psikoloğu’ atanması önerisinde bulundu:

“Uzun süredir Korku, Kaygı ve Öfke altında yaşayan toplumumuza, bir de medya eliyle ifsad edici yayınlar yapılınca; başta Depresyon olmak üzere, Kronik Stres, Anksiyete (Kaygı Bozukluğu), kontrolsüz öfke patlamaları gibi pek çok psikiyatrik hastalık ciddi şekilde artmaktadır. Toplumumuzda ortaya çıkan bu yıkıcı sonuçlara yönelik önleyici müdahaleler bir an önce yapılmalıdır.  Nitekim DSÖ ve TUIK 2019 verilerine göre (Pandemiden önce) ülkemizde sadece bir yıl içerisinde hastanelere yapılan hasta başvuru sayısı 1 milyar kişi olmuştur. 

·      Bu süre zarfında bu hastalara yazılan ilâç kutu adedi 2 milyar 370 milyon kutu olarak gerçekleşmiştir. Bu ilaçların ortalama 60 milyon kutusu ise Antidepresan grubu psikiyatrik ilâçlardan oluşmaktadır. 

·      Cezaevlerinde 2010 senesinde toplam 120 bin mahkûm bulunuyorken, bu sayı 2019’da 292 bin kişi olarak gerçekleşmiştir. 

·      Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre birinci suç türü %600 artışla Hırsızlık suçu olmuştur.  Hırsızlık suçunu işleyenlerin %75’inin yirmi yaş altı gençlerden oluşması daha da vahim bir durumdur.  

·      2001’de toplam  92 bin çift boşanmış iken,  2019’da toplam boşanma adedi 156 bin 500 olarak gerçekleşmiştir. 

·      Ülkemizde ortalama 1 milyon 700 bin civarında madde bağımlısı ve 3 milyon civarında da şans oyunları, bahis ve kumar bağımlısı bulunmaktadır. 

Bu örneklerde de görüldüğü gibi toplumumuzun psikolojisi, sosyal yapısı ciddi şekilde hasar görmüştür. Suç oranlarında patlama yaşanmış ve bağımlılıklar artmıştır. Kumar önemli oranda artarken, üretim düşmüş, işsizlik dramatik seviyelere ulaşmıştır. Tüm bu dramatik sonuçlara duçar olan halkımız, fert fert, birey birey derhal rehabilite edilmeli ve bir an önce sağlığına kavuşturularak yeniden ayağa kaldırılmalıdır.

Tüm bu olumsuzluklara karşı medyanın ve eğitim sisteminin ıslah edilmesi şarttır, ancak bununla birlikte; acil bir şekilde, ülkemizde hali hazırda uygulanan “Aile Hekimliği Uygulaması’nda olduğu gibi, her bir aileye nasıl bir “Aile Hekimi” vermiş isek, yine her bir aileye bir “Aile Psikoloğu” atamamız gerekmektedir.  Nitekim gelişmiş pek çok ülkede Önleyici Tıp kapsamında bu uygulama yapılmaktadır.  Her bir fert çocukluğundan itibaren ücretsiz olarak psikologlarca ele alınıp, sağlıklı bilimsel bir gelişim programı ile takip edilmelidir.

Anne ve Babaların da her bakımdan eğitilmesi ve rehabilite edilmesi, ülkemiz açısından hayati önem arz etmektedir. Aksi halde hasta ve suçlu bir toplum sonucundan asla kurtulamayacağımız gibi, yeni nesilleri de kaybetme riski ile karşı karşıya kalacağız. “HER AİLEYE BİR AİLE PSİKOLOĞU” uygulaması ülkemizin ve insanımızın en hayâti ihtiyaçlarındandır.” 

Kıbrıs’ta iki devletli çözümden başka yol yoktur

Kıbrıs meselesine de değinen Erbakan, ” BM tarafından 27-29 Nisan tarihleri arasında Cenevre’de gerçekleştirilecek “BM+5 Zirvesi”nde Rum tarafı ‘İKİ DEVLETLİ FEDERASYON’, Türk tarafı ‘ADADA İKİ BAĞIMSIZ DEVLET’ teziyle masaya oturuyor. Yeniden Refah Partisi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra KKTC’ye yaptığı ziyarette “Federasyon bitmiştir, İki devletli çözümden başka yol yoktur” açıklamasını destekliyoruz ve  arkasında durulmasını bekliyoruz.

Güney Kıbrıs ve KKTC ile garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan, İngiltere’nin temsil edileceği BM+5 toplantısında müzakereye devam edilecek. GKRY ve Yunanistan, İngiltere’nin gündeme getirdiği iki devletli, ancak Rumların çoğunlukta olacağı ortak hükümet, ortak parlamentolu federasyon modelini dayatıyor.

Ayrıca İngiltere’nin planında, bu federasyonun hayata geçmesinden 10 yıl sonra üç garantör ülkenin garantörlüklerinin sona erdirilmesi de var.  Böyle bir adım Kıbrıs Türklerinin geleceği ve güvenliği açısından kabul edilmesi mümkün olmayan bir öneridir. Yunanistan ve Rumların geçmiş sicili nedeniyle tabir caizse Rumlarla yeniden aynı çuvala girmek bir çılgınlıktır.

Her fırsatta ifade ettiğimiz gibi yapılması gereken; “Bizim Kıbrıs sorunumuz 1974 Barış Harekatı ile bitmiştir” anlayışını sergilemek ve  adada 47 yıldır kurumsallaşan mevcut yapının uluslararası toplum tarafından kabul edilmesi, adada eşit, egemen iki devletin varlığının kabul edilmesidir.” şeklinde konuştu.

CHP’li Engin Altay’a tepki: Bu hastalıklı bir anlayış

Bir gazetecinin CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik Menderes imasını sözlerini sorması üzerine bu açıklamaya tepki gösteren Erbakan: “Bu tür söylemlere karşı olduğumuz defaatle söylemiştik. İşte sonunuz Saddam gibi olur, Kaddafi gibi olur, Menderes gibi olur bunlar hiç hoş şeyler değil. Bir defa böyle bir şey Allah vermesin böyle bir noktada ülkeye millete ne olacak?

Muhalefete ne olacak? Ortada ülke mi kalacak?

Bunların hesap edilmesi lazım. Her zaman söylediğimiz gibi biz Yeniden Refah Partisi olarak bu iktidar gitsin de ne olursa olsun anlayışıyla siyaset yapmıyoruz. Yani bu iktidar gitsin de yerine ne gelirse gelsin anlayışı hastalıklı bir anlayıştır. Bizim derdimiz bu milletin derdine derman olunsun. Eğer bu dermanı mevcut iktidar yapacaksa onlar da yapsın. İllâ gelip bizim yapmamız da şart değil. Yeter ki bu dermana yol açılsın, sağlansın. Dediğim gibi bu gibi şeylerin imâ edilmesi söylenmesi işte ‘olmasın böyle, sonu böyle olmasın’ şeklinde bile olması, bunun ifade edilmesi hatırlatılması uygun değil hoş değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir