Vatanını sever, insanını sever, askerini, polisini, köylüsünü, kentlisini, çalışanı, üreteni sever.

Bir kadın olarak yazmayacağım.

Bir anne, bir vatan sever olarak yazacağım.

Her şehitle içi acıyan, şehit haberi aldığı geceler uykusundan uyandığında aklına şehit anneleri gelip “Allah’ım sabırlar versin” diye diye gözyaşıdöken biri olarak yazacağım.

Öncelikle Kızılderili’lerin adetlerinin ne kadar muhteşem olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum.
“Kızılderililer çocuk doğduğunda herhangi bir nesnenin ismiyle seslenip daha sonra karakterine, başarısına, cesaret veya korkaklığına göre ad veriyorlar. Bence şahane bir adet.

Mesela adı TürkKan; olan birinden beklenen nedir?

Türk olduğundan gurur duyması, Türklüğü gururlandıracak bir kişiliği olmasıdır değil mi? Ama öyle olmuyor işte, doğmadan alınan ad, soyad kişiye uygun düşmeyebiliyor. Hatta bazen eksikleri, eğilimleri gizleyen birer kamuflaja bile dönüşebiliyor. Türklük ülküsüyle alakası olmayıp Türkkan, emperyalizmle kolkola olup Tümtürk, korkak olup Aslan, Kaplan, zayıf karakterli olup Çelik, Tunç, Demir, kötü olduğu halde İYİ olması gibi.

Bunları söyledikten sonra bir şehit yakınının içinin yangınını alevlendiren bir olayda içinin yangınının acısıyla konuşunca o acıyı içinde hisseden hiç kimse karşısında konuşamaz. Ne derse desin konuşmaz. Hele hakaret; asla edemez. Ama ne şehit ne Türkiye’nin birliği umurunda değilse, önemsediği ve umursadığı “bu bana, benim bulunduğum yere ne kaybettirir” se, karşısındaki ülkesini savunurken canını vermiş birinin annesiymiş, babasıymış, abisiymiş gözü görmez.

Şehidim, şehit aile'm, ödeyemeyeceğimiz haklarınızı helâl edin. Sizin için; sizinle vatan için yüreği titremeyenleri görün; bilin; affetmeyin.
Haklarınızı helâl edin. Sizin için; sizinle vatan için yüreği titremeyenleri görün; bilin; affetmeyin.
Gözü görmez çünkü yüreğinde hissetmez.

Hissetmez, ne acıyı ne ülkesi için akıtılmış kanın yakan “sıcaklığını!”
Bu tavırlar içgüdüseldir. İçgüdüsel ağladığında, sarıldığında ne kadar değerliyse içgüdüsel verdiğin bu çirkin tavırlar da o kadar çirkin, kişinin asıl kimliğini, değerini ortaya koyan tavırlardır. Numara yapmayı, duygularını kontrol ermeyi becerenler yok mudur? Elbette vardır! Ama emperyalizmin verdiği göreve, gelecekte ne elde edeceğine o kadar odaklanmışsındır ki ve de kendini herkesten üstün diğer herkesi şehidini, ailesini, halkını o kadar değersiz, önemsiz görürsün ki rol yapma, içindeki kötüyü gizleme gereği bile duymadan hareket eder, konuşur, hakaret edersin.

Hapse atılırken, hapisteyken hatta işkence gördüğünde bile halkına, ülkesine hakaret etmemiş insanlar gözünde daha da büyür. Milletiyle kendini bir tutuşudur, ülkesiyle kaderini bir görüşüdür O’na bunu yaptıran. Kendine yapılanı halkına yapılmış, halkına yapılanı milletine yapılmış olarak görür; isyan etmez; kabul etmez. En doğru bildiği yolla mücadele eder. Aydınlatır, örnek olmaya çalışır, yol gösterir, gerçek vatan sever yıkıcı olmaz yapıcı olur der; vatanını savunana saygısı sonsuz, vatan sever yetiştiren anaya, babaya minnettar, cephede bedenini siper edenlerin bedeniyle bir adım arkasında, söylemiyle her daim yanında durur.
Sever!

Şehidimiz var
Şehidimiz var
Vatanını sever, insanını sever, askerini, polisini, köylüsünü, kentlisini, çalışanı, üreteni sever.

Herkes üretsin onuruyla yaşasın ister. Bu üretimin, onuruyla yaşamanın ilk şartının tambağımsız, özgür bir ülke olduğunu, bunu sağlayanın da kanlarıyla toprağı “sulayanlar” oşduğunu bilir.
Herkes bunu bilsin, minnetle hürmet etsin, saygı göstersin diye çaba sarf eder.
Yani söz’de değil; öz’de vatanseverdir.
Şehidim, şehit aile’m, ödeyemeyeceğimiz haklarınızı helâl edin. Sizin için; sizinle vatan için yüreği titremeyenleri görün; bilin; affetmeyin.

Vatan Partisi Öncü Kadın İl Başkanı
A.Duru Akgül

One thought on “Bir kadın olarak yazmayacağım.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir