Adliye Emeklisinin Dedektiflik Hikayesi: Adana Sokaklarında Adalet Arıyor!
Haberin Sonu Dijital yayınında İhsan Ustaoğlu’nun konuğu olan emektar uzlaştırmacı Sinan Esen, adliyelerin iş yükünü azaltan uzlaştırma sisteminin perde arkasını ve sahada yaşadığı sıra dışı maceraları anlattı.
Türkiye’de mahkemelerin dava yükünü hafifletmek ve toplumsal barışı sağlamak amacıyla uygulanan uzlaştırmacılık sistemi, sahada büyük bir özveriyle yürütülüyor. Gazeteci İhsan Ustaoğlu’nun hazırlayıp sunduğu “Haberin Sonu Dijital” programına konuk olan 54 yaşındaki emekli adliye personeli ve uzlaştırmacı Sinan Esen, mesleğin bilinmeyen yönlerini ilk kez paylaştı. Yaklaşık 10 yıldır Adana’da bu görevi yürüten Esen, uzlaşma sağlamak için adeta bir dedektif gibi iz sürdüğünü belirtti.
Uzlaştırmacı Nedir, Ne İş Yapar?
Adalet Bakanlığı Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı çatısı altında yürütülen sistem hakkında bilgi veren Sinan Esen, uzlaştırmanın temel amacının hasımlıkları azaltmak ve yargının yükünü hafifletmek olduğunu söyledi. Hakaret, tehdit, hırsızlık ve dolandırıcılık gibi uzlaşmaya tabi suçlarda devreye girdiklerini belirten Esen, “Bazı olaylarda aile fertleri mahkeme aşamasına gelene kadar zaten kendi aralarında anlaşmış oluyor. Biz de bu süreci resmiyete dökerek adliyenin yükünü alıyoruz” dedi.
Sinan Esen“Sokak Sokak Geziyorum, Gerekirse Cezaevine Gidiyorum”
Mesleğini büyük bir hareketlilik ve aşkla yaptığını dile getiren emektar uzlaştırmacı, sistemde kayıtlı adreslerin bazen sahte çıktığını ya da tarafların telefonlara bakmadığını ifade etti. Esen, yaşadığı zorlukları şu sözlerle aktardı:
“Sistemde adresi var, tebligat gönderiyoruz ama süreç uzuyor. Ben aktif gezmeyi seviyorum. Telefonu açmayan, mesajlara dönmeyen kişilerin iş yerlerine veya evlerine gidiyorum. Bazen haritada aradığım sokak bile çıkmıyor, adeta dedektiflik yapıyorum. Cezaevindeki şüpheliler için SEGBİS (görüntülü görüşme) sırası beklemek yerine, doğrudan cezaevine gidip yüz yüze görüşmeyi tercih ediyorum. Tüm bu saha masraflarını ve yol ücretlerini de kendi cebimden karşılıyorum.”
Uzlaştırma Ücretleri Nasıl Ödeniyor?
Kamuoyunda merak edilen uzlaştırmacı maaşları ve ücretleri konusuna da açıklık getiren Sinan Esen, ödemelerin doğrudan Adalet Bakanlığı tarafından yapıldığını söyledi. Dosya uzlaşmayla sonuçlansa da sonuçlanmasa da emeklerinin karşılığını aldıklarını belirten Esen, “Uzlaşma sağlandığında mahkemenin yükü tamamen kalktığı ve daha fazla evrak düzenlediğimiz için bakanlık teşvik amaçlı daha yüksek bir ücret ödüyor” dedi.
İkna Etmek İçin Tiyatro ve Diksiyon Eğitimi Alıyor
Günümüzde artan telefon dolandırıcılığı olayları nedeniyle insanların “savcıyım, hakimim” diyen kişilere şüpheyle yaklaştığını ve bu yüzden ilk iletişimde zorlandıklarını belirten Esen, bu ön yargıyı kırmak için kendisini geliştirmeye devam ediyor. İletişim gücünü ve ikna kabiliyetini artırmak için uygulamalı tiyatro ve diksiyon kursu aldığını ifade eden deneyimli uzlaştırmacı, doğru hitabetin adalet sistemindeki tıkanıklıkları çözmede en büyük anahtar olduğunu vurguladı.
Adana’da Engelli Olmak: “Her İnsan Bir Engelli Adayıdır !
Adana’da 16-22 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında düzenlenen özel yayında, Türkiye Sakatlar Derneği Adana Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Egemen Keskinöz önemli açıklamalarda bulundu. Keskinöz, kentteki mimari engellerden toplu taşımadaki sorunlara kadar engelli bireylerin yaşadığı gizli kalmış zorlukları ilk kez paylaştı.
Genç Yaşta Başlayan Mücadele: Egemen Keskinöz Kimdir?
1968 doğumlu olan ve Adana’nın Cumhuriyet Mahallesi’nde yaşamını sürdüren Egemen Keskinöz, belirli bir yaşa kadar normal bir şekilde yürüyebiliyordu. Yapılan tıbbi tetkikler sonucunda kendisine kas erimesi (musküler distrofi) teşhisi konuldu.
Hastalığın ilerlemesiyle birlikte tekerlekli sandalye kullanıcısı olan Keskinöz, yaşadığı durumu hiçbir zaman bir engel olarak görmediğini vurguladı. Hayatın akışından kopmayan Keskinöz, kendisinden daha zor durumdaki bireylere umut olabilmek ve haklarını savunabilmek adına Türkiye Sakatlar Derneği Adana Şubesi yönetiminde aktif olarak görev alıyor.
Türkiye Sakatlar Derneği Adana Şubesi’nin Tarihçesi
Türkiye Sakatlar Derneği’nin temelleri 1960 yılında İstanbul Vefa’da atıldı. Genel merkezin kurulmasından kısa bir süre sonra, 1964 yılında ise Adana Şubesi faaliyete geçti.
Geçmiş dönemlerde dernek çatısı altında çok önemli projelere imza atıldığını belirten Keskinöz, günümüzde ise ciddi bir “katılım ve hak arama” sorunu yaşandığını ifade etti. Teknolojinin gelişmesi ve değişen yaşam şartları nedeniyle engelli bireylerin dernekçilik faaliyetlerinden uzaklaştığını söyleyen Keskinöz, “Kardeşlerimiz evlerinden çıkıyor ama kuruma gelmek, hakkını aramak istemiyor. Biz onlara bilinç kazandırmak için gece gündüz mücadele ediyoruz” dedi.
Adana Toplu Taşımasında Engelli Rampası ve Asansör Krizi
Adana’da son 15-20 yıla kıyasla otobüs ve metro gibi ulaşım araçlarında engellilere yönelik iyileştirmeler yapıldığı bir gerçek. Ancak Keskinöz, kağıt üstünde var olan bu çözümlerin sahada büyük mağduriyetler yarattığına dikkat çekti:
Bakımsız Araçlar: Toplu taşıma araçlarının yıpranma payı dolmuş durumda. Yenilenme veya ciddi bir bakım gerekiyor.
Açılmayan Rampalar: Otobüslerde tekerlekli sandalyeli yolcuları içeri alacak olan mekanik kapaklar/rampalar arıza nedeniyle çoğunlukla açılmıyor.
Çalışmayan Asansörler: Metro istasyonlarında bulunan engelli asansörleri sık sık arızalanıyor.
Egemen Keskinöz, toplu taşımada karşılaştıkları teknik sorunların ötesinde, toplumsal empati eksikliğinin çok daha derin yaralar açtığını belirtti. Balcalı Hastanesi’ndeki randevusuna yetişebilmek için sabahın erken saatlerinde otobüse bindiğinde maruz kaldığı psikolojik baskıyı şu sözlerle aktardı:
“Sabah erken saatte otobüse bindiğimde insanların homurdanmalarına, laflarına maruz kalıyorum. Bana ‘Sabahın 7 buçuğunda senin ne işin var? Tekerlekli sandalyedesin, nereye gidiyorsun bu saatte?’ diyorlar. Bu lafları söyleyenlerin çoğu da otobüsleri dolduran 65 yaş üstü vatandaşlar. Dönüp bir kendilerine bakmıyorlar; bu insanın hastane randevusu olabilir, çalışıyor olabilir, bir işi olabilir…”
Kamu Kurumlarında Engelli Servisi Başarısı ve Bürokratik Engeller
Engelli devlet memurlarının ulaşım sorununa değinen Keskinöz, kurumsal bazda güzel örneklerin olduğunu ifade etti. Örneğin, Adana Adliyesi’nde çalışan engelli personel sayısı az olmadığı için onlara tahsis edilen özel engelli servis araçları bulunuyor ve bu sayede işe rahatça gidip gelebiliyorlar.
Ancak sivil engelliler için durum hiç de iç açıcı değil:
Rapor Yenileme Çilesi: Engelli bireyler sağlık raporlarını yenilemeye çalışırken sürekli yeni kısıtlamalarla karşılaşıyor.
Geciken Talepler: Belediyeye veya devlet kurumlarına iletilen engelli hakları ve altyapı talepleri çok uzun sürelerde sonuçlanıyor ya da tamamen yanıtsız kalıyor.
Mimari Engeller: Adana Valiliği gibi merkezi kamu binalarının girişlerine belirli bir kademeye kadar engelli rampası düşünülmüş olsa da, şehir genelindeki mimari yapı engellilerin tek başına hareket etmesine izin vermiyor.
Keskinöz, yayını tüm topluma önemli bir uyarıda bulunarak noktaladı: “Unutulmamalıdır ki yönetimdeki yetkililer de dahil olmak üzere her insan bir engelli adayıdır.”
31 Mayıs 2021 yılında, henüz 25 yaşındayken kaybettiğimiz Adanalı makine mühendisi, müzisyen ve şair Boran Bozan, bu dünyadaki seçilmiş insanlardandı.
Henüz küçük yaşlarda okumaya başladığı Dünya ve Türk klasik romanlarının çoğunu bitirmişti. Hatta bununla ilgili bir beste bile yapmıştı. İçinde yazarların ve eserlerin geçtiği bu şarkı, bu yönüyle literatürde bir ilktir.
Eğitimci bir anne ve babanın çocuğu olarak 1996 yılında Adana’da doğdu. Ailesinin ilk çocuğuydu. Lise eğitimini tamamlayana kadar Adana’da yaşadı. Üniversiteyi ise İstanbul Beykent Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde okudu. Yüksek lisansa başladığı dönemde kendisine kanser teşhisi konuldu. Sekiz aylık zorlu bir tedavi sürecinin ardından, maalesef 31 Mayıs 2021’de aramızdan ayrıldı.
Şairin dediği gibi; “Her ölüm erken ölümdür.”
Boran, okuyan hemen her insanın yaptığı gibi sadece yazmakla kalmıyor; resim yapıyor, gitar çalıyor ve besteler üretiyordu. Ölümünden sonra, kendisi gibi eğitimci olan makine mühendisi babası Mustafa Bozan ve annesi Halime Bozan, odasındaki çekmeceyi açtıklarında bir flash bellek buldular. Bilgisayara taktıklarında karşılarına, bir kral ile çobanın gezegenler arası yolculuğunu anlatan, “Krallar Neyi Sorgular” adlı 155 sayfalık fantastik bir eser çıktı. Şiirleri ve diğer yazıları ise babası tarafından derlenerek “İçimdeki Biri” adıyla kitaplaştırıldı. Genç yazar, Cinius Yayınları’ndan çıkan bu kitaplarının basıldığını maalesef göremedi.
İçimdeki Biri ; Krallar Neyi Sorgular
Üreten insanların, özellikle de sanatla uğraşanların genç yaşta dünyaya veda etmesi beni hep derin bir hüzne boğar.
Şiir dünyamıza baktığımızda Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur da 20’li yaşlarında, arkalarında silinmez izler ve kalıcı şiirler bırakarak veda etmişlerdi. Belki de aceleleri varmış gibi, erken veda edeceklerini hissetmişlerdi. Boran Bozan da yazılarında ve şiirlerinde ölüm, yalnızlık, insanın iç çatışması, korku ve ilişkiler temalarını çokça işledi.
Yazdığı bazı şiirler bestelenerek, babası tarafından onun anısına açılan YouTube kanalına yüklendi.
Boran’ın henüz 20 yaşındayken kaleme aldığı ve benim de çok sevdiğim bir şiiriyle ona veda edelim:
“Bir boşluk içinde yüzen o kara yaratık yoluna devam ediyor. Yaşamadan, durmadan. Ne ölmeyi biliyor ne de yaşamayı. Sabırsız bir uzay tazısı gibi. Yeşillerin arasında yaşamayı bilmiyor. Güzellikleri değerlendirmeyi anlamıyor. Sonradan gelip ortasında yaşıyor. Ve koca evrende sadece kendini düşünüyor. İşte bu yüzden mutlu olamaz. Hiçbir zaman, hiçbir yerde…”
Ağustos Böceği mi, Karınca mı? Modern Köleliğe Bir Başkaldırı
Eğitim sisteminin bize “ideal” olarak sunduğu Karınca, gerçekten kazanan taraf mı? Yoksa Ağustos Böceği, vahşi kapitalizmin dişlileri arasında ezilmeyi reddeden bir sanatçı mı?
İnsanlık tarihi boyunca çocuklarımıza bir nasihat olarak anlatıldı: “Karınca gibi çalış, kışın aç kalma.” Ancak bu masalın satır aralarında, sorgusuz sualsiz çalışmaya adanmış, tek tipleştirilmiş bir toplumun temelleri yatıyor. İhsan Ustaoğlu, ezberleri bozan bu yazısında bizi doğanın ve sistemin gerçekleriyle yüzleşmeye davet ediyor.
Karınca Güzellemesinin Arkasındaki Gerçek
Masal kitaplarında ve okul sıralarında karınca; çalışkanlığın, biriktirmenin ve başarının sembolü olarak dikte edilir.
Peki, karınca gerçekten kendisi için mi çalışır?
Sistem Köleliği: İşçi karınca, hayatını kraliçe karıncayı ve larvaları beslemeye adar.
Ömür Tüketmek: Yerinden kımıldamayan kraliçe 30 yıl yaşarken, sistemin yükünü sırtlayan işçi karınca en fazla 3 yıl hayatta kalır.
Kış Keyfi Bir Yalan mı?: Karıncalar kışın yiyip içip eğlenmez; bir sonraki yaz yine çalışabilmek için kış uykusuna yatar.
Ağustos Böceği: Bir Yaşam Sanatçısı
Sistemin “tembel” ilan ettiği Ağustos böceği, aslında hayatı bir şenlik gibi yaşayan, bağımsız bir ruhun temsilcisidir. Hayatı sorgulamadan bir makine gibi çalışmak yerine; sanatla, şarkıyla ve eğlenceyle geçen üç yıllık kısa ama öz bir ömür..
Vahşi kapitalizm, Ağustos böceğinin eline bir gitar tutuşturup onu “hazıra konan tembel” olarak resmeder. Çünkü sistem, sorgulayan, sanatla uğraşan ve “anı yaşayan” bireylerden korkar.
Sonuç: Carpe Diem!
İnsanlık, sadece üretim bandındaki bir dişli mi olmalı, yoksa hayatın estetiğini kavrayan bir özne mi? Bu satırların yazarı tarafını seçiyor: Ağustos böceğinden yanayız
Gölge etmeyin, başka ihsan istemez. Çünkü hayat, biriktirmek için çok kısa, yaşamak için ise muazzam bir fırsat.