23 Eylül 2022 Cuma
HÜSEYİN TOPAK’IN “CANIM ANAM” TÜRKÜSÜ, MÜZİKSEVERLERLE BULUŞTU
Alanlardan güçlü mesaj: “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”
DUYGULARIMIZIN HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ
Yazık Çok Yazık !.....
Fidel Castro’ya sorarlar.
CHP Milletvekilleri ve Belediye Başkanlarını Sarsan Yolsuzluk İddiası: Mahkeme Süreci Başlıyor
Kriz yönetiminde önemli olaylardan bir iletişim haberleşme her acil durum planı mutlaka konuyla ilgili taraflara hitap edebilirim bir iletişim planına sahip olmalıdır siz Kendi başınıza kalamazsanız sadece en bileyim kimse bilmesin diyemezsiniz İyi bir iletişim her ciddi krizde ortaya çıkan dedikoduların önünü kesmiş olur.
Bunu sağlayamazsanız dedikodu en büyük handikap bir şirketi veya düzeni bozmak için en büyük araçlardan biridir o nedenle iletişimi çok iyi kurmak gerekiyor ülke yönetenler her şeyi ne kadar.
İyi oluşturursa oluştursun takım arkadaşları buna destek vermiyorsa bu da hedefi realize edemezler
Etkili iletişim ile ilgili akılda tutulması gereken birkaç noktaya değinelim
1. Sorunu ve ülkenin yaklaşımına doğru tanımlayın .Az. az sayıda ve özenle seçilmiş mesaj ile iletişim kurun çok sayıda mesaj kafayı karıştırır
2. Kriz kamuoyunda yönetecek Sözcü olarak resmi olarak bir görevli seçin
3. Bu görevli konusunda uzman biri olmalıdır
4. Konu ile ilgili uzmanlar konuşsun böylece insancılığa bu sorunun arkasından başka şeyler gelecek diye
6. Bütün kötü haberleri aynı anda verin sürekli kötü haber vermek olumsuzluk yaratın ve yarın ne olacağım derdi başlar.
7.Vatandaşlarınızı hiçbir zaman unutmayın ve onları ihmal etmeyin
8. Gelişmelerden vatandaşların haberdar olmalarını sağlayın ve onlara sık sık bilgi edindirin

Kriz nasıl yönetilir?.
Bir krizle karşı karşıya liderlerin bir Takım kuralları önceden belirlemeleri lazım bu kurallar şunlardır.
1 . Çabuk ve kararlı davranın gecikme sadece krizin daha da derinleşmesine yarar
2. Önceliğiniz insan olsun siz binayı mal malı bulabilirsiniz ancak vatandaşların hayatı her şeye her şeyden daha değerlidir
3. Olay yerinde hazır bulunur kriz nedeniyle kriz giderlerinin 3. kuralı özellikle tepe yöneticileri için geçerlidir bu tepe yöneticilerinin hazır bulunması olaya verilen önemin en güzel kanıtıdır bunun krize doğrudan maruz kalan çalışanlar üzerinde bırakacağı etki kuşkusuz çok büyüktür vatandaşlar liderlerin kriz anında yanlarında görmek ister
4.Devamlı iletişim halinde olun bu dedikodu ve söylentilerin önüne geçmenin en iyi yoludur
Ramazan Abay (Prof. Dr.)- Enflasyonla mücadelede dünya merkez bankaları politika faizlerini artırırken, bizim merkez bankamızın enflasyonla mücadele anlamında politika faizini 100 baz puan düşürmesini anlamak mümkün değildir. Merkez Bankasının bu politikası, kredi genişlemesi üzerinden büyümeyi sağlamak ve yükselecek döviz fiyatları ile ihracat artışını sağlamaya yönelik destekleme politikaları uygulamaya yöneliktir. Enflasyon ve enflasyon altındaki ücret artışları ile parasal illüzyona devam etmek amaçlanıyor.
Bugün reel sektörün finansmana ulaşımı çok zorlaşmıştır. Merkez Bankası politika faizi yüzde 14 iken; ticari kredi faizlerinin yüzde 30-38 aralığında olduğu bir ortamda politika faizinin 100 baz puan indirilmesi sonucu kredi faizlerinde düşme beklenmemelidir. Olsa olsa ikinci çeyrek sonucu hazinenin kasasına giren vergi gelirleri merkez bankası aracılığıyla kamu bankaları üzerinden ihracata yönelik firmalara bir destek hedefi olabilir. Ancak özel bankaların kredi faizlerini aşağıya çekecek ortam oluşturulmaz ise beklenen sonuçları almak olanaksızdır.
Diğer taraftan ikinci çeyrek sonucunda hazinenin kasasına giren vergi gelirleri kamu bankaları aracılığıyla sabit sermaye yatırımlarına özellikle inşaat sektörüne kullandırılmaya yönelik olursa beklenen sonucu almaya ulaşılamaz.
Kısaca Merkez Bankasının faizi 100 baz puan indirmesi sonucu seçim öncesi reel sektöre sözde destek vererek piyasayı canlandırmak ama enflasyon ne olursa olsun gibi değerlendirilebilir. Sadece ihracatın desteklenmesine yönelik önlemler ve destekler bugün yaşanan parasal ve ekonomik sıkıntıları aşmak için yeterlidir, denemez. Alınan her ekonomik önlem güven ortamının tam ve kusursuz olması ile olumlu sonuçlar verebilir.
Ramazan Abay (Prof. Dr.)- TÜİK tarafından açıklanan ekim sonu yurtiçi üretici fiyat endeksi (ÜFE) yıllık yüzde 46,31, aylık yüzde 5,24 arttı. Tüketici fiyat endeksi ise (TÜFE) yıllık 19,89, aylık yüzde 2,39 arttı. Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan yeniden değerleme oranı ise yüzde 36,2 olduğuna göre TÜİK’in enflasyon oranlarının doğru olduğuna inanmak olası değildir. Reel sektör yeniden değerleme işlemlerini bu oran üzerinden yaparken enflasyona karşın kendisini korumayı amaçlamaktadır. Bu oran yeniden değerleme katsayısı oranı temel alınarak bu vergi ve harçlardan yapılacak olan artışlar enflasyonu belirlemede temel etken olacaktır. Yani enflasyon 19,89 değil, 36,2 olarak değerlendirilecektir.
Eylül 2021’e kadar Eski Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın uyguladığı para politikaları reel sektöre yurtiçi ve yurt dışı yatırımcılara önemli derecede güven vermişken görevden alınması sonrası atanan Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, bu politikayı sahiplenir gibi bir politika izlemesi ve söylemleri ile politika faizinin enflasyonun üzerinde olacağı şeklindeki beyanatları reel sektöre, ekonomide istikrarın devam edeceği konusunda güvence vermiştir. Ancak ne var ki Merkez Bankası Başkanı verilen sözleri unutup siyasi iradenin “faiz sebep, enflasyon neticedir” savının baskısı altında Eylül 2021’de 100, Ekim 2021’de de 200 baz puan indirerek politika faizini yüzde 16’ya indirmek zorunda kalmıştır. Kendilerine göre faizlerin düşürülmesi ile enflasyonun düşmediği TÜİK’in ekim sonu itibari ile açıkladığı değerlerde görülmüştür.
1 Kasım 2021 günü dolar kuru 9,51-9,53 aralığında güne başlamışken TÜİK’in açıkladığı ekim ayı yüzde 2,39 fiyat artışının dolar üzerindeki etkisi hemen görülmüş. 3 Kasım 2021 günü dolar kuru yüzde 2,39 artış ile 9,765 TL’ye ulaşmıştır. 1 Kasım 2021 günü doğalgaza santrallar için yüzde 48, sanayi kuruluşları için yüzde 40 zamlı fiyat uygulamasının tüm reel sektörün üretim maliyetlerinin artmasına sebep olacağı tartışma götürmez. Kuşkusuz bu artan maliyetler nihayetinde tüketiciye bir şekilde yansıyacaktır. O nedenle TÜFE bastırılmış olarak muhtemelen kasım ayında yüzde 20,90, aralık ayı sonunda da yüzde 21,70 oranında kapatılacaktır. Bu olası faiz öngörüleri noktasında kasım sonu dolar kuru 9,84-9,85, aralık sonu ise 9,95-10 dolayında olabilir.
Enflasyondaki bu yükseliş, merkez bankası politika faizinin düşürülmesi ile önlenemez. Ekonomi literatüründe bu tür politikalar ile sonuç almak imkânsızdır.
Benzer politikalar 1994 yılında yaşanan ekonomik krizi önlemek için Tansu Çiller başkanlığındaki hükümet tarafından uygulanmış dolar kuru birkaç ay içinde 8 bin liradan 42 bin liraya fırladı, 38 bin lirada tutundu.
Döviz rezervleri ise bu dönemde 7 milyar dolardan 1994’te 3 milyar dolara düştü.
Merkez Bankası Başkanının siyasi iradenin talimatı doğrultusunda, uyguladığı bugünkü ekonomik politikaların sonuç vermeyeceği görülecek ve 2018 ekonomik krizinde yaşanan krizde olduğu gibi dolar artış hızını düşürmek ve ekonominin istikrara kavuşmasını sağlamak için Merkez Bankası, politika faizini enflasyon düzeyine çıkarmak zorunda kalacaktır.
Önümüzdeki birkaç ay içinde istikrarı sağlamak için Merkez Bankası’nın politika faizini 500-600 puan artırması kaçınılmaz olacaktır. Bugünkü siyasi irade 2018’deki politikalarına sahip çıkmalıdır. Zaman, yanlıştan dönme zamanıdır.
Artan fiyatların enflasyonun üzerindeki etkilerini minimuma düşürmek için reel sektörün uygulanan ekonomik politikalara ve politika yapıcılara güven duyması gereklidir.
Günü kurtarmaya yönelik kararlarla ekonomiye yön vermek yerine ortak akılla belirlenmiş hukuk sisteminde de güven sağlayıcı kararların alınması yerli ve yabancı yatırımcıya cesaret vermesi bakımından zorunluluk arz etmektedir.
BENZER HABERLER
Prof. Dr. Ramazan ABAY Faizlerin Düşürülmesiyle Enflasyon Düşmez
İvedilikle Güven Ortamı Sağlanmalı
TÜİK’in açıklamalarına göre tüketici fiyat endeksi (TÜFE) Kasım ayında beklentilerin altında yüzde 0,38 artış gösterirken Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ – ÜFE) baz etkisinin sona ermesiyle enflasyon yeniden çift haneye yüzde 10.56’ya ulaştı. 2019 yılı sonu itibariyle enflasyon Sayın Maliye Ve Hazine Bakanı’nın dediği gibi yüzde 12’nin altında kapatılacak gibi görünüyor.

Kasım ayında enflasyonda meydana gelen bu yükseliş, 2020 yılının ilk yarısında da yükselmeye devam edecektir. Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesiyle enflasyon düşmez. Ciddi bir ekonomik program yapılmalı, içerideki gelişmelerden ve dış baskılardan etkilenmeden sadece Merkez Bankası programları ile maliye politikaları uyum içinde olmalı aynı zamanda bankacılık sektörünün de sorunlarını çözümlemelidir. 2019 geride bırakıp 2020’ye ümitle girmek ve işsizliği azaltmak, üretimi ve ihracatı artırmak için reel sektör geleceği görmek ister.
İç ve dış yatırımcıya güven ortamı sağlanmadıkça faizleri ne kadar düşürürseniz düşürün yatırım ortamını yaratamazsınız. Yatırımcının isteği, gelecek 3-5 yılı güvenilir görmektir. Bu sorun çözümlenmediği sürece enflasyon düşmez. Güven ortamı sağlandığında 2002 yılında uygulamaya konulan güçlü ekonomiye geçiş programına sıkı sıkıya bağlı kalan 2003 den beri iktidarda olan AKP Hükümetleri 2003-2017 döneminde gelen doğrudan yabancı sermaye girişi 2017 sonu itibariyle Merkez Bankası kayıtlarına göre 193 milyar ABD doları seviyelerine yükselmiştir. T
ürkiye’ye bu dönem içinde Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerinin başladığı 2005 yılı ile küresel krizin çıktığı 2008 yılına kadar (2008 yılı dâhil Türkiye, tarihinin en yüksek uluslararası doğrudan yatırım miktarını çekmeyi başarmış bir ülkedir. Türkiye’nin doğrudan yabancı sermaye girişi için yatırım stratejilerinin yeniden 2005-2008 arasındaki dönemde olduğu gibi canlandırması, cari açığın sağlıklı finansmanı açısından önemli bir gelişme olacaktır.

2019 geride bırakıp 2020’ye ümitle girmek ve işsizliği azaltmak, üretimi ve ihracatı artırmak için reel sektör geleceği görmek ister. İç ve dış yatırımcıya güven ortamı sağlanmadıkça faizleri ne kadar düşürürseniz düşürün yatırım ortamını yaratamazsınız. Yatırımcının isteği, gelecek 3-5 yılı güvenilir görmektir. Bu sorun çözümlenmediği sürece enflasyon düşmez. Güven ortamı sağlandığında 2002 yılında uygulamaya konulan güçlü ekonomiye geçiş programına sıkı sıkıya bağlı kalan 2003 den beri iktidarda olan AKP Hükümetleri 2003-2017 döneminde gelen doğrudan yabancı sermaye girişi 2017 sonu itibariyle Merkez Bankası kayıtlarına göre 193 milyar ABD doları seviyelerine yükselmiştir.
Türkiye’ye bu dönem içinde Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerinin başladığı 2005 yılı ile küresel krizin çıktığı 2008 yılına kadar (2008 yılı dâhil Türkiye, tarihinin en yüksek uluslararası doğrudan yatırım miktarını çekmeyi başarmış bir ülkedir. Türkiye’nin doğrudan yabancı sermaye girişi için yatırım stratejilerinin yeniden 2005-2008 arasındaki dönemde olduğu gibi canlandırması, cari açığın sağlıklı finansmanı açısından önemli bir gelişme olacaktır.
Politikalarına dönmelidir. Enflasyon düşmez
Siyasi İrade Kasım 2019’da yüzde 10,56 yıl sonunda ön görülen yüzde 12’nin altındaki enflasyonun hedef tutturulduğu gafletine kapılmadan 2005-2008 arasındaki politikalarına dönmelidir. O nedenle siyasi iradenin 1 Ocak 2020 tarihi itibariyle öncelikli konusu ekonomi olmalıdır:

1. Yabancı sermaye girişinin sağlanması ve yurt içi yatırımcıların yatırıma yönelik kararlar alabilmesi için hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı güçlendirilmelidir.
2. Yapısal reformlar öncelikle yapılmalıdır. Ekonominin rekabet gücü ve verimliliği artırmaya yönelik politikalara öncelik verilmelidir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.